disscuss print

UCUZ ADAK - AKİKA - KURBANLIK İÇİN TIKLAYIN...

Rüyada Ak Parti, zindanlar, baba, kardeş, işkence, arkadaş ve Bülent Arınç görmek...

Rüyada Ak Parti, zindanlar, baba, kardeş, işkence, arkadaş ve Bülent Arınç görmek..._resim
Görülen Rüya:

Rüyamda lisedeki arkadaşlarımla karşılaşıyorum. Hepsiyle kucaklaşıyorum, sarılıyorum sıkıca. Dört tanesinin üstünde takım elbise var. Çok şık duruyorlar. Ben kendi üstüme bakıyorum, benim üstümdeki kıyafetlerde gayet şık fakat takım elbise değil. Arkadaşlarıma haber verseydeniz bende takım elbise giyerdim diyorum.

Daha sonra bir taksiye biniyorum, ve arkadaşlarımında taksiye gelmesini bekliyorum. Taksici iki dakika kadar bekliyor sonra yavaştan arabayı çalıştırıyor, çevrede bir tur atıyor ve tekrar beklediğimiz yere geri geliyor. Taksici "Bir tur attık ama, eğer beklersek müşteri bekletmeyi alışkanlık haline getirir" diyor. Bu mantığa göre beklediği miktar kadar çevrede tur atarak taksimetreden daha fazla para kazanacak.

Neyse biz tekrar aynı yere geldiğimizde -Arkadaşlarımı beklediğimiz yere-, ileride iki kadın görüyorum. Bunlar bulaşıcı bir hastalığa sahip ve durmadan öksürüyorlar, ayrıca yüzlerinde de yer yer yara var. Kadınlardan birinin bebeği var. Bebeği olmayan kadın gelen bir otobüse biniyor. Bebekli kadın beklemeye devam ediyor. O sırada hasta olmayan başka bir kadın durağa yanaşıyor fakat hasta olan kadından uzak duruyor. Hasta olan kadın bu durumu görünce sinirleniyor ve kadının üstüne yürüyor. "Böyle olmayı ben mi istedim!" diye bağırıyor. "Ben bebeğimi kurtarmaya çalışıyorum, sen benim neler çektiğimi biliyor musun?" diye soruyor. Diğer kadın, "Lütfen benden uzaklaşır mısınız?" diye kicarca kadını kendinden uzaklaştırma istiyor. Hasta olan kadın uzaklaşmayınca da, sağlıklı olan hasta olanı eliyle ittiriyor. Bunun üzerine hasta olan kadın çılgına dönüyor, ve sağlıklı olana saldırıyor. Sağlıklı olan kaçıyor, hasta olan kovalıyor. Hasta olan sağlıklı olanı ısırmaya başlıyor. Biz taksiciyle bu manzarayı hayret ve dehşet içinde izliyoruz. Bir o kadar da korkuyoruz, ya hastalık bizede bulaşırsa diye.Taksiciye talimat veriyorum, hemen arabayı çalıştırıyor, tam gaz oradan ayrılıyoruz.

Bir mekana geliyoruz, bir tanıdığımızın mısır tarlası varmış (Gerçek hayatta tanımıyorum, rüyamda tanıdığımızmış). Mısırlara kargalar ve değişik kuşlar dadandığı için, tarlasına üç - dört adet tembel hayvan (Sloth) almış. -Bu tembel hayvan, ağaçlarda gezer, çok ağır hareket eder, yaprak yer, ve günün yarısından fazlasını (15-18 saat) uyuyarak geçirir.- Bu tembel hayvanlara yakıcı bir madde vermiş, rüyamdaki bu madde tentürdiyot idi. Tembel hayvanlar gelen kargalara ve diğer kuşlara bu yakıcı maddeleri sallıyor, ve onları yakıyorlar. Böylece mısırlara zarar gelmiyor. Ben tarlanın sahibine "Attığınız yakıcı madde bu tembel hayvanlara ve mısırlara zarar vermiyor mu?" diye soruyorum. Adam bana "Bu tembel hayvanlar ateşe karşı dayanıklı, mısırları da koruyucu bir bezle sardık, onlara da birşey olmuyor." diyor. Biz böyle konuşurken bir kuş sürüsü geliyor, hemen tüm tembel hayvanlar ellerindeki yakıcı maddelerden kuşların üstüne atıyor. Kuşlar alev almaya başlıyor ve kaçışıyorlar. Bu tembel hayvanlara ek olarak, iri ve kaba görünüşlü bir adamın elinde de yakıcı maddeden var ve o da gelen kuşlara bu maddeden atıyor. Fakat o ek olarak gelen köpeklere de atıyor bu yakıcı maddeden. Atarken etrafa sıçratıyor, bir iki damla benim elime geliyor, sol elime, ve elimi yakıyor. Hafiften kızardığını görüyorum elimin, hemen elimi yıkıyorum. Bir bakıyorum ki, sol elimin üstünde bulunan biraz derince bir yaranın tam üstüne gelmiş bu madde. Orayı yakıyor, fakat yakarkende o yarayı kapatıyor. Hemde hiç kabuk bağlamadan o yara kapanıyor. Tabii birazcık acıyla beraber, fakat dayanılmayacak kadar acımıyor. Ben bu durumu görünce elime çok müdahele etmiyorum.

Her neyse yine bu adam, elindeki yakıcı maddeyi gelen köpeklere sallıyor. Köpeklerin renkleri beyaz. Köpeklerin kimisi yanıyor, kimisi korkudan kaçıyor. Kaçan köpekler direk tarlanın içine doğru dalıyorlar ve yanımıza kadar geliyorlar. Bir de bakıyoruz ki bunlar köpek falan değil, bunlar koyun ve kuzular. Benim bir anda için burkuluyor, nasıl olurda bu masum hayvanlara ateş atarlar diye. Kimisinin tüyleri tamamen yanmış, kimisinin bir kısmı yanmış, kimisi sadece korkmuş. Ben gelen ne kadar koyum varsa hepsini kucağıma alıyorum. Yanımda babam ve ufak kardeşim var onlarada tembih ediyorum, onlarda alıyorlar alabildikleri kadar. Neyse tüm koyunları alıp, korunaklı bir yere götürüyoruz. Ben büyükçe bir kapı buluyorum, kapıyı açıyorum ve koyunları oraya bırakıyorum. Koyunları bırakırken bakıyorum ki orası devasa bir ambarmış. Aşırı derecede büyük, devasa bir ambar. İki-üç yerde bulgurlardan oluşmuş tepecikler var. Bir sürü yiyecekler, içecekler, kuru erzaklar, ekmekler, meyvalar ve sebzeler... Bu bulgurlara 8-10 tane beyaz tavşan dadanmış. Bulgurları yiyorlar. Ben diyorum ki "Bu tavşanlar buraya nasıl girmişler, bunlar 1 ayda üç katına çıkar burada ne var ne yok bitirirler.". Herneyse koyunları salıyoruz içeriye. Fakat koyunlarda yiyecek malzemelerine saldırıyorlar ve hemen yemeye başlıyorlar. Neyse ben koyunlar güvende diye dışarı çıkıyorum ve babama gördüklerimi anlatıyorum. "Bu koyunları buraya koyduk ama hata ettik, bunlar bu yiyecekleri talan eder" diyorum. Babam ve küçük kardeşim benimle beraber ambara giriyor. Babam diyor ki "Oğlum buraskı Ak Parti'nin ambarı." Ben tekrardan etrafa bakıyorum, alabildiğine erzak dolu.

Neyse hemen bulgurların arasına dalıyoruz, koyunları arıyoruz, fakat koyunlar o koca yerde kaybolmuş, "Kimbilir hangi erzağa dadandılar." diye düşünüyorum. Biz koyunları bulamayacağımızı anlayınca, etrafı gezmeye başlıyoruz. Gezdiğimiz tüm yerler hep Ak Parti teşkilatına aitmiş. Etrafta bir sürü zindan var. Hepsinin kapısında asma kilit, veya benzer başka kilitler var. Ben bunların kilitlerini çok rahat açıyorum, ve içeride neler var bakıyorum. Hepsinin içi boş. Babam çok daha büyük bir kapı buluyor, ve onu açmaya çalışıyor. Kapının üstünde kilit yok, fakat bir şekilde kilitlenmiş, kapı kesinlikle açılmıyor. Biraz uğraştan sonra, babam daha sonra levye ile kapıyı zorlayarak açıyor. İçeriye giriyoruz, içerisi de bir sürü zindanlarla dolu. ( Burayı şu şekilde açıklamam gerekiyor. Biz önce devasa bir kapıdan ambara giriyoruz. Bu ambarın içinde bir sürü zindan var. Zindan dediğim demir parmaklıkları olan yapılar, kapıları kilitli. Yine bun ambarın içindeki yine büyükçe bir kapıdan giriyoruz. Bu yapının içinde de zindanlar var.) Hayret ve korkuyla etrafı izliyoruz. Bu kadar zindan niye yapılmış merak ediyoruz, etrafta da kimseler yok. Ben daha sonra bu zindanlardan birinin içinde insanlar görüyorum, zindanın başında da bir gardıyan. Elinde alevli bir kırbaç ve zindandaki adama işkence yapıyor. Ben bunu görüyorum, korkudan sesimi kesiyorum, ve kısık bir sesle babama sesleniyorum. Babama bak burada şöyle birşey var diyorum. Babama şimdi ne yapacağız diyorum, o da çok şaşırıyor, fakat artık çok geç olduğunu farkediyoruz. Çünkü Ak Parti'liler yavaş yavaş bulunduğumuz yere gelmeye başlıyorlar. Normal halktan insanlar, bürokratlar vs. geliyorlar, her bir zindanın başına, içine giriyorlar. Bizim bulunduğumuz yerede gelenler var fakant kimse bize aldırış etmiyor. Biz bulunduğumuz yere çömelip bekliyoruz, bizi görmezler diye umut ediyoruz. Fakat birisi bizi farkediyor ve babama sinsi bir gülüş atıyor. Babam ayağa kalkıyor ve ona politik bir gülüşle karşılık veriyor. Bizi farkeden adam telefonla Bülent Arınç'ı arıyor. Telefonda şifreli konuşuyorlar, ve aralarında aynen aşağıdaki gibi konuşma geçiyor:

- Bizi farkeden adam: "Diğer cepheden bir şehit var. Üzmüşler biraz kendisini."
- Arınç: "Öyle mi? Kim?"
- Adam: "..., kızdırmışlar baya kendisini."
- Arnıç: "Hmm, hemen geliyorum."


Ben şifreli(!) konuşmalarını anlıyorum. Şöyle ki;

Burada şehit dedikleri kişi babam. Babam Ak Parti taraftarı değil, fakat adam babamı Ak Parti ambarında görünce -Ki biz buraya tesadüfen geldik-, artık Ak Parti'nin yanında yer alacak diye düşünüyor.

Üzmüşler biraz derken de, Ak Parti'nin karşısında duran kişiler, babama yanlış yapmışlar, babamı zor durumda bırakmışlar demek istiyor. Babam da güya saf değiştirmek istiyor.

Neyse biz işkence yapan gardiyanın yanına gidiyoruz. O zindanın karşısındaki tahtadan koltuklara oturuyoruz. Meğer orası zindan değil, bir tür mahkemeymiş. Ak Parti'nin kendi içindeki insanları veya kendisine karşı gelen diğer insanları burada yargılıyormuş. Demir parmaklıklar ardında yargılanan kişileri görüyorum, mecalleri kalmamış. Yorgunlar, demir parmaklıkları tutmuşlar, gözleri yarı açık yarı kapalı. Bunlardan kimisi cemaat mensubu, kimisi değil. Fakat inançlı insanlar. Parmaklıkların yanında bir hakim var. Hakimin galiba elinde kelepçe var, yüzünden hiç mutlu olmadığı anlaşılıyor, bir korku, bir üzüntü. Yüzü kırış kırış olmuş. Çok donuk bakışlarla etrafa bakıyor hakim. Ve bunların başında bekleyen bir gardiyan, başında siyah bir maske var, sadece gözleri gözüküyor. Siyah maske saçları dahil tüm kafasını kapatıyor. Gardıyanın elinde bir kırbaç, bazen alevleniyor. Kırbaçın özelliğiymiş, bazen kılıç oluyor. Biz de 2 metre ilerideki tahta koltuklardayız. Yanımıza sırasıyla başı örtülü bir kadın, elinde uzun namlulu fakat oldukça eski bir silahıyla rütbesiz bir asker, ve çok büyük rütbeli bir subay geliyor.

Ben, babam ve kardeşim korku içinde bekleşiyoruz. Nasıl oldu da böyle bir yere düştük, buradan nasıl çıkacağız diye düşünüyorum. O sırada babam yanımızdan ayrılıp, bizi farkedince Bülent Arınç'ı arayan adamın yanına gidiyor. Onunla konuşuyor. Ben kardeşimi yanıma çekiyorum. O da çok korkmuş durumda. O sırada kapalı bir kadın sanık sandalyesine oturuyor. Güya şuan içinde bulunduğumuz ortamı kayıt altına almış. Bu ortamın kayıt altına alınması suçmuş. Onu yargılıyorlar. Kadın ben yapmadım, ufak kardeşim telefonla oynarken yanlışlıkla olmuş diyor.

Onlar orada kadını yargılaya dursunlar, o sırada babam geliyor yanımıza. Sanki bir haber yazar gibi konuşmaya başlıyor:


- "Burada yapılanlar gerçekten vicanları sızlatır. İnsanlık dışı uygulamalar sanki normalmiş gibi yapılıyor.". Böyle böyle yazmak lazım diyor ve bana bilgisayarımı çıkarıp görüntü almamı söylüyor. Ben de mümkün değil diyorum, bu adamlar bu konuda çok hassas diyorum. Babam çaresiz bir şekilde susuyor. Ben daha sonra cep telefonumun ses kayıt özelliğini açıyorum.

Bu sırada yanımda geçen bir konuşmaya kulak kesiliyorum. Konuşmada askeriyeye bir paket göndermekten bahsediyorlar. Fakat paketin PTT ile en erken 45 günde gidebileceğini söylüyorlar, o yüzden paketi göndermekten vazgeçiyorlar. Bende "PTT ile 45 günde gidebilir. Neden UPS kargo ile göndermiyorsunuz? Ertesi gün kargoyu ulaştırırlar" diyorum. Fakat yanımdaki büyük rütbeli subay "Ordu UPS kargo kullanmıyor. Sadece PTT kullanıyor" diyor. Bende yanlış bildiğini söylüyorum ve ekliyorum: "Ordumuz başka ulusların ordularıyla sürekli irtibat halinde, aralarında birçok bilgi ve belge alışverişi oluyor. Bir belgenin 45 günde karşı tarafa ulaşması sizce mantıklı mı?" diye soruyorum. Etraftaki herkes bir anda ikna oluyor ve susuyor. Subay biraz sinirleniyor, beni yanına çağırıyor. Ben onunla beraber oradan çıkıyorum. Subay bir yandan yürüyor, bir yandan da söyleniyor:

- "Bana bunu daha önce bir başkası da söylemişti. Fakat etrafımdaki bazı kişiler böyle bir şeyin olmayacağını söylediler. Bende onlara inandım. Bu UPS kargo olayını söyleyen kişi de fikrini senin gibi savunmadı, sustu." diyor. Sonra kendisini yanlış yönlendiren kişilere karşı küfürler savuruyor. Ben onlara gösteririm diyor. Sonra ben ekliyorum:

- "Bu uygulama kuvvetler arasında farklılık gösterebilir, ben sadece deniz'i biliyorum. Kara ve hava'da işler nasıl işler bilemem diyorum. Siz hangi kuvvete bağlısınız?". Ben adamın sağında yürüyorum, bu arada biz Ak Parti'nin bölgesinden çıktık hala yürüyoruz. Ufak tepelerin akarsuların olduğu bir yere geldik, etrafta akarsular var ama ağaç yok, bir kurak görüntü hakim etrafa. Subay bana doğru bakıyor ve hafif bir gülümsüyor. Ben subayın armasına bakıyorum, arması açık mavi. Ne hava, ne kara, ne deniz. Sanki hepsinin arması birleşmiş gibi. Bir beyaz kuş var. İki zeytin dalı var. Bir yıldız var. Bir yay var. Tam olarak hangi kuvvet olduğunu anlamıyorum. Daha sonra ben subaya dönüp:

- "Ben daha fazla sizinle gelemem, geri dönmem lazım" diyorum, ve geri babamların yanına dönüyorum. Biraz ilerledikten sonra yol almak zorlaşıyor, ayağım kayıyor ve düşecek gibi oluyorum. Havada sanki denizdeymişim gibi yüzmeye başlıyorum. Gel-gitler, dalgalar oluyor rüzgardan. Beni bir ileri bir geri savuracak gibi. Fakat ben yüzerek bir kaya parçasına tutunuyorum. Bu sırada gözlüğüm, kalemim, cüzdanım düşüyor. Ufak bir uğraş sonunda hepsini alıyorum. Çok ilginçtir, yüzerek ilerliyorum, kimi zaman ayaklarım yere değiyor yürüyorum, kimi zaman havada yüzüyorum. O sırada tek sıra halinde ilerleyen insanları görüyorum, kardeşlerim ve babam da o insanların içindeler. Bir yerlere doğru gidiyorlar. İstemeye istemeye Ak Parti güruhuyla beraber bir yere doğru gidiyorlar.

Bana sen gelme diye işaret ediyorlar. Ben onların şuan için güvende olduklarını anlıyorum, onları orada bırakıyorum fakat içim buruk vaziyette. Havada yüzerek ilerliyorum. Havada yüzmek kafa karıştırıcı birşey olabilir. Fakat rüyamda sanki denizdeymişim gibi hava içinde yüzüyorum. Havadaki rüzgarlar denizin dalgaları gibi. Denizdeki akıntılar yine rüzgarın kuvvetli esip, beni bir yöne doğru taşıması gibi. Bu şekilde yüzerek ilerliyorum. Farkediyorum ki aşağıda köpekler var. Dişlerini göstererek havlıyorlar. Bu arada esen rüzgarın etkisi azalıyor, ve ben yavaş yavaş aşağıya doğru iniyorum. Ama inmek istemiyorum, çünkü aşağıda köpekler var. Üç-beş hamle yapıp, yukarıya doğru yükseliyorum, fakat nafile rüzgarın etkisi iyiden iyiye geçiyor, ve ben aşağıya doğru inişe geçiyorum. Zar zor uzunca bir ağacın üstüne iniş yapıyorum. Yaklaşan köpekleri ağacın üzerinden uzaklaştırabiliyorum. Fakat sonsuza kadar orada kalamayacağımı da biliyorum.

O sırada birisi bana sesleniyor. Sesi ince, bir kadın olabilir. Kadın transparan bir elbise giymiş, fakat vücut hatları belli olmuyor. Kadın diyorum ama dediğim gibi kadın olmayabilir. O kişinin kendisi de transparan, bir ışık hüzmesi gibi, bir hologram gibi. Bana diyor ki:

- "Neden o köpeklerden kaçıyorsun?". Ben cevaben:

- "Onlar atesit, onlardan neden kaçmayayım?" diyorum. (Köpeklerin ateist olması gibi birşey tabii ki sözkonusu değil. Fakat rüyamda köpekler ateistmiş.) O kişi de bana:

- "Onlarda senin ateist olduğunu düşünüyorlar." diyor. Sonra sadece zanlarla hareket edilmeyeceğini anlatan bir söz söylüyor. Sözü tam olarak hatırlamıyorum. Ben nedense bu konuşan kişiye bir güven duyuyorm. Bana bir huzur ve rahatlık veriyor. Bunun üzerine bir köpek benimle konuşmak için ağaca yaklaşıyor. Fakat ben tedirgin oluyorum, hemen gardımı alıyorum, daha yaklaşırsa bir tane tekme geçirip yere sereceğim. O sırada o benimle konuşan kişi sakin olmam gerektiğini, köpeğin sadece konuşacağını söylüyor. Ben de istemeye istemeye, biraz da korkarak köpeğin gelmesine izin veriyorum. Köpek yaklaştıkça insan suretini alıyor. Köpek insan suretini alınca, benim tedirginliğim biraz olsun geçiyor. Sonra düşünüyorum ben bunca zaman bunlardan boşuna mı korktum diye. Kulağıma doğru yaklaşıp bir sır verecek. İyice yaklaşınca tam insan gibi gözüküyor. Tedirginliğim biraz geçiyor fakat hala daha korkuyorum. Gözümü yukarıya doğru dikiyorum, bir teslimiyet içinde bekliyorum. Tam kulağıma iyice yaklaşınca uyanıyorum.

Rüyanın Tabiri:

Bu rüyanın tabire ihtiyacı olmadığını düşünüyoruz.


RÜYANIZI YAZIN ONLİNE TABİR EDELİM



EVLENMEK İSTEYEN BEKARLAR EVLİLİK DOKTORU İÇİN TIKLAYIN...

Bu haber 27/05/2014 tarihinde eklenmiştir.

Yorum Yaz

Bilgileriniz
Yorumunuz
Güvenlik Kodu
captcha
 
Authors